KILIÇLA HUTBE OKUMAK NE ANLAMA GELİYOR?

Last modified date

Peygamberimiz -aleyhissâlatu ve selam- hutbe okurken bir asa ya da yay’a dayanırdı. Âlimlerimizde buradan yola çıkarak savaşarak alınmış beldelerde hutbenin kılıca dayanarak okunmasının İslâm’ın gücünü ve o beldenin galibiyetle alınmasını hatırlatacağı için uygun olduğunu söylemişler. Osmanlı devleti de bu içtihadı kılıçla fethedilen şehirlerde en az bir camide Cuma hutbesi okuyacak imam efendinin hutbeye kılıçla çıkıp kılıca dayanarak hutbe okuması ile uygulamıştır. Bu gelenek, Edirne’deki Ulu Camiî’nde 1411, Bandırma Edincik’teki Emir Sultan Camiî’nde 1399, Kastamonu’daki Atabeygazi Camiî’nde 1274, Çanakkale’nin Gelibolu ilçesindeki Gazi Süleyman Paşa Camiî’nde 1311 yılından beri kesintisiz devam etmektedir. Aynı uygulamanın devam ettiği bunların dışında camilerde vardır. Hiç şüphesi tarih boyunca inancı ne olursa olsun devletler için kılıç bir güç sembolü olmuştur. Halen günümüzde önemli günlerde yapılan törenlerde askeri üniformalarda kılıç bir sembol olarak kullanılıyor. Örneğin İngiltere’de bir kişi şövalye ilan edileceğinde Kraliçe o kişinin omuzlarına kılıçla dokunarak bunu yapıyor. Güç ve iktidar sembolü kılıcın kişinin omuzlarına dokunması ile bir asalet yüklendiği kabul ediliyor. Sadece İngiltere değil benzer uygulama birçok ülkede halen mevcut. Bizdeki kılıçla hutbe okuma uygulamasına dönecek olursak devlet geleneğimize ait başka detaylara da değinmemiz gerekir. Müslüman bir ülkede hutbe okumaya ve Cuma kıldırmaya yetkili olan kişi devletin başında kim varsa odur. Makamının adı padişah, sultan ya da cumhurbaşkanı olmuş fark etmez. Fatih sultan Mehmet han Ayasofya’yı cami yaptıktan sonra Akşemseddin orada hutbe okumayı ve Cuma namazı kıldırmayı Fatih sultan Mehmed han’ın izni ile yapmıştı. Bugünde aynı şekilde diyanet işleri başkanı cumhurbaşkanı adına hutbe okur ve Cuma namazı kıldırır. Ülkenin her neresinde olursa olsun tüm hutbeler ve Cuma namazları cumhurbaşkanının verdiği izinle kılınır. Örneğin birisi gidip kendi arsasında bir cami inşa etse ve orada beş vakit namaz kıldırıp imamlık yapsa o namaz dinen geçerlidir. Fakat aynı kişi orada diyanetten yetki ve izin almadan hutbe okuyup Cuma namazı kıldıracak olsa o namaz dinen geçerli değildir. Bu dediğim sadece mevcut şu an ki durum için geçerli değildir. En başa dönecek olsak Mustafa Kemal paşa diyanet işleri başkanlığını kurup Mehmet Rıfat Börekçi’yi diyanet işleri başkanı yaptığında hutbe okumak ve Cuma namazı yetkisini kendi adına icra için ona tevdi etmişti. Daha öncesinde padişah’a vekâleten icra edilen Cuma imamlığı bu defa cumhurbaşkanı adına devam etti ve günümüzde de aynı şekilde uygulanmaktadır. Bu arada şunu bilmek konuyu daha iyi anlamamıza vesile olacaktır. Tıpkı diyanet işleri başkanı gibi genelkurmay başkanı da aynı konumdadır. Türkiye cumhuriyeti devletinin başkomutanı cumhurbaşkanıdır. Genelkurmay başkanı cumhurbaşkanı adına vekâleten görevini icra eder. Yeri gelmişken şunu da söylemeliyim. Genelkurmay başkanımız görevini cumhurbaşkanına vekâleten icra etse de odasının kapısında Kanuni Sultan Süleyman Han’ın kılıcı durmaktadır. Biz geleneği olan bir devletiz. O kılıcın orada olma nedeni genelkurmay başkanımızın köklü bir devletin temsilcisi olduğunu hatırlaması ve hatırlatması içindir. Aynı hassasiyeti diyanet işleri başkanları da göstermeliler, onlarda makamlarının Ebu Suud efendinin konumunun devamı olduğunu akıllarından çıkartmamalılar. Bu gün Ayasofya’da elinde hutbeye kılıçla çıkan diyanet işleri başkanı ve sonrasında aynı geleneği devam ettirecek imam efendiler başta Fatih Sultan Mehmed han ve bu güne kadar gelen liderlerimizi temsil etmektedirler. Bu toprakların can vererek alındığını gerektiğinde korumak için can verileceğini hem dosta hem düşmana hatırlatmaktadırlar. Bu uygulama zaten hâlihazırda ülkemizin birçok camisinde mevcuttur. Ayasofya’da uygulanması ile gündem olmuştur. Çok yerinde ve güzel bir uygulamadır. Rabbim devamını nasip etsin.
ibrahim zeren

İbrahim Zeren