KARANTİNADAN KAÇMAK CAİZ MİDİR?

Last modified date

İnsanlık tarihi boyunca salgın hastalıklar hep olmuştur. Üstelik bunlar içerisinde on milyonlarca insanı etkileyecek kadar büyükleri de ortaya çıkmıştır. Bu kadar büyük rakamda ölümlerin neden olduğunu araştırdığımızda karantinanın ve hijyenin olmayışının en büyük sebep olduğunu görürüz. Oysa Allah Rasulu -sallâllâhû aleyhi ve sellem- bizleri hastalıkları önlemek için temizliğe dikkat ve bulaşıcı hastalık ortaya çıktığında karantinaya riayet konusunda uyarmıştı. Tarihte ilk defa sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü demek olan hıfzıssıhhayı yani bugün kullanılan adıyla hijyeni Efendimiz -aleyhissâlatu ve selam- insanlığa öğretmişti. Yine tarihte ilk defa bulaşıcı bir hastalığa maruz kalan şüpheli durumdaki insan veya hayvanları, hastalık süresince kimse ile temas ettirmemek suretiyle alınan tedbir demek olan karantinayı Peygamberimiz -aleyhissâlatu ve selam- insanlığa öğretmişti. Karantina ile ilgili bazı hadis-i şerifler şunlardır.
“Bir yerde veba olduğunu işitirseniz, oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba vukua gelirse, oradan ayrılmayınız.”
“Cüzzamlıyla aranızda bir mızrak boyu mesafe olduğu halde konuşunuz.”
“Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaçınız.”
“Hayvanlardan hasta olanlar, sahipleri tarafından sakın sağlıklı olanların yanına iletilmesin”
“Taun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu müminler için rahmet kıldı. Bu sebeple tauna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.”
Bu hadislerden anlıyoruz ki Rasulullah -sallâllâhû aleyhi ve sellem- bulaşıcı hastalık olan yerde ki kişilerin o bölgeyi terk ederek başka yerde olanlara o hastalığı bulaştırmalarını aynı şekilde kendisinde o hastalık yokken bulaşıcı hastalık olan bölgeye birinin girmesini yasaklıyor. Aynı tedbirin hayvanlar için alınmasını da istiyor. Dünya imtihanı içerisinde başına bulaşıcı hastalık gibi kötü bir durum gelen Müslüman’ın bu duruma sabretmesini tedavisi ile meşgul olmasını. Tedavi iyi netice verir de iyileşirse çektiği sıkıntıların günahlarına kefaret olacağını. Olurda iyileşemez ve vefat ederse bunun Allah’ın onun hakkında takdiri olduğunu kabullenmesi halinde kadere rızasına mukabil mükâfat alacağını haber veriyor. Peygamberimiz -sallâllâhû aleyhi ve sellem-‘i Ashab-ı Kiram -radıyallâhu anhum-‘un nasıl anladığını ortaya koyan yaşanmış çok güzel bir örnek var.
İbni Abbas -radıyallâhu anh-‘dan rivayet edildiğine göre, Hz Ömer -radıyallâhu anh- Şam’a doğru yola çıktı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkomutanı Ebu Ubeyde İbni Cerrah -radıyallâhu anh- ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve Şam’da veba hastalığı olduğunu ona haber verdiler. İbni Abbas -radıyallâhu anh-‘ın dediğine göre, Hz. Ömer -radıyallâhu anh- ona:
– Bana ilk muhacirleri çağır, dedi; ben de onları çağırdım. Hz Ömer -radıyallâhu anh- onlarla istişare etti ve Şam’da vebâ salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar, nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:
– Sen belirli bir iş için yola çıktın; geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:
– Halkın kalanı ve Rasulullah -sallâllâhû aleyhi ve sellem-‘in ashabı senin yanındadır. Onları bu vebanın üstüne sevk etmenizi uygun görmüyoruz, dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer:
– Yanımdan uzaklaşınız, dedi. Daha sonra:
– Bana ensarı çağır, dedi; ben de onları çağırdım. Fakat onlar da muhacirler gibi ihtilâfa düştüler. Hz Ömer -radıyallâhu anh-
– Siz de yanımdan gidiniz, dedi. Sonra:
– Bana Mekke’nin fethinden önce Medine’ye hicret etmiş olan ve burada bulunan Kureyş muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi. Ben onları çağırdım; onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve
– Halkı geri döndürmeni ve bu vebânın üzerine onları götürmemeni uygun görüyoruz, dediler. Bunun üzerine Hz Ömer -radıyallâhu anh- insanlara seslendi ve
– Ben sabahleyin hayvanın sırtındayım, siz de binin, dedi. Ebu Ubeyde İbni Cerrah -radıyallâhu anh-
– Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? dedi. Hz Ömer -radıyallâhu anh-
– Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde dedi. Hz Ömer -radıyallâhu anh-, Ebû Ubeyde -radıyallâhu anh-‘a  muhalefet etmek istemezdi. Sözüne şöyle devam etti
– Evet Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da iki tarafı olan bir vadiye inseler, bir taraf verimli diğer taraf çorak olsa, verimli yerde otlatsan Allah’ın kaderiyle otlatmış, çorak yerde otlatsan yine Allah’ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?
İbni Abbas -radıyallâhu anh- der ki:
– O sırada, birtakım ihtiyaçlarını karşılamak için ortalarda görünmeyen Abdurrahman İbni Avf -radıyallâhu anh- geldi ve
– Bu hususta bende bilgi var Rasulullah -sallâllâhû aleyhi ve sellem-
“Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız” buyururken işitmiştim, dedi.
Bunun üzerine Hz Ömer -radıyallâhu anh- Allah’a hamd etti ve oradan ayrılıp yola koyuldu.
Bu yaşanan hadise Sahabe-i Kiram -radıyallâhu anhum-‘un yaptıkları şekilde karantinayı nasıl anlayıp uygulamak gerektiğine çok güzel bir örnektir.
Hz. Aişe -radıyallâhu anha- annemizin bulaşıcı hastalıkla ilgi bir tespiti bize çok şey öğretiyor. Annemiz buyurmuş ki “Taundan kaçan harpten kaçan gibidir. Taunun çıktığı yerde sabredip kalan kimse ise, Allah yolunda savaşan mücahid gibidir.” Evet, nasıl ki cihad’dan kaçmak ümmeti zor durumda bıraktığı için yasaktır aynı şekilde karantinadan kaçmak, karantina bölgesinden çıkmak da ümmeti zor durumda bırakacağı için yasaktır. Bulaşıcı hastalık taşıyan biri karantina bölgesinden çıktığında hastalığın başkalarında bulaşmasına ve yayılmasına sebep olur. Oysa karantina bölgesinde kalıp sabrederse cephede cihad eden bir mücahid gibi sevap alır. Öyleyse bulaşıcı hastalık taşıyan ya da hasta olma ihtimali olan kişi karantina bölgesinde kalıp sabretmeli sabrının karşılığını Allah’tan beklemelidir. Aksi halde bundan mesul olur. Şüphesiz ki en doğrusunu Allah bilir.
ibrahim zeren

İbrahim Zeren