İBNİ SİNA VE FARABİ MÜSLÜMAN DEĞİLLER Mİ?

Last modified date

Öncelikle şunu baştan söylemeliyim ki bir Müslüman’a kâfir demek çok tehlikeli ve zor bir karardır. Başta imam Gazali olmak üzere birçok âlim ibni Sina ve Farabi’nin dinden çıkıp kâfir olduklarını söylemişlerdir. Burada isimler sayıp falan falan kâfirdir demek bize bir şey kazandırmayacaktır. Bazı âlimlerimizde ibni Sina ve Farabi’nin son nefeslerinde yanlışlarını anlayıp tevbe ettiklerini naklediyorlar. Elbette umarız ki denildiği gibi olmuş olsun. Hayatını insanlığın faydasına harcamış olan ibni Sina’nın cennette ulaşması bizi sevindirir. Burada şahısları değil de onların tenkit edilen fikirlerini konuşmak doğru olandır. Böylelikle neyin yanlış neyin doğru olduğunu öğrenip hataya düşmeyiz. Ne olmuş da imam Gazali ve birçok âlim ibni Sina ve Farabi için kâfir demişler? Bunun sebebi onların üç konuda yanlış görüşte olmaları.
Birincisi öldükten sonra dirilmenin yani haşrin sadece ruh ile olacağına bedenle olmayacağına inanmalarıdır. Oysa doğru olanı öldükten sonra dirilişin hem ruh hem beden ile olacağıdır. Kur’ân-ı Kerim ‘’Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?’’ (Yasin suresi 78) ayetiyle bunu açıklıyor. Buna inanmayan müşriklerin sözlerini de ‘’Şöyle diyorlardı: “Sahi biz, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken yeniden mi diriltilecekmişiz?’’ (Vakıa suresi 47) ve ‘’(İnkârcılar), “Biz ilk halimize mi döndürüleceğiz? Çürümüş kemikler olmuş iken mi?” diyorlar. Ve ekliyorlar: “O zaman bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur.” (Naziat suresi 10-12) ayetleriyle haber veriyor. Onlara şöyle cevap veriyor ‘’Oysa bu dönüş sadece bir seslenmeye bakar. Bir de bakarsın kendilerini mahşerde bulmuşlar.’’ (Naziat suresi 13-14) ayetleri. Kıyamette dirilişin bedenle olacağına örnek çok sadece bir tane ile yetinecek olsak ‘’O ceza gününde dilleri, elleri ve ayakları, yapıp ettikleri hususlarda aleyhlerine tanıklık edecektir.’’ (Nur suresi 24) ayeti yeterli olacaktır.
ibni Sina ve Farabi’nin yanlış görüşlerinden ikincisi Allah külli şeyleri bilir cüzi şeyleri bilmez inancıdır. Yani Allah geneli bilir özeli bilmez demektir. Örneğin Allah denizde balıkların olduğunu bilir ama kaç balık var, hangi balıktan kaç tane var, hangi boyda, hangi renkte, hangi şekildeler o kadar detayı bilmez demektir. Bu da İslâm inancına aykırı bir görüştür. Allah olmuş, olacak her şeyi tüm detayları ile bilir. ‘’O, göklerde ve yerde tek Allah’tır. Gizlinizi açığınızı bilir, neyi yapıp ettiğinizi de bilir.’’ (En’am suresi 3) ‘’Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah bilmektedir.’’ (Bakara 77) ‘’Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.’’ (En’am suresi 73) ‘’Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.’’ (Nahl suresi 19) ‘’Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır.’’ (Mülk suresi 14) bu konuda çok fazla ayet olduğu için bu kadarıyla iktifa edip tartışmaya sebep olan üçüncü konuya geçelim.
Üçüncü konu da âlemin kadim olduğudur. Yani âlem ezeliydi hep vardı görüşü. Burada ibni sina, Farabi ve birçok kişi Aristo’dan etkilenerek âlemin ham maddesinin hep var olduğunu yaratılmadığını öne sürmüşlerdir. Bunu biraz açacak olursak mesela metalden mamul kaşık, çatal, bıçağı sonradan yaratılmış kabul ediyorlar ama onları ortaya koyan kendisinden yapıldığı metalin bir başlangıcı olmadığına inanıyorlar. Tabi söz konusu olan ham madde metal, toprak gibi bir cisim değil mahiyeti belli olmayan bir öz madde. Bu görüş İslâm inancına zıddıdır. Her ne ki başlangıcı yoktur o zaman o yaratılmamış demektir. Oysa İslâm kadim olan, ezeli olan, başlangıcı olmayan olarak sadece Allah’ı kabul eder.
Sonuç olarak her kim bu yanlış fikirlere inanırsa İslâm dairesinden çıkar kâfir olur. İsimlerin önemi yok inancı doğru olan cennete girer yanlış olansa cehenneme. Allah bizlere doğru iman ile yaşayıp ölmek nasip etsin. Amin.
ibrahim zeren

İbrahim Zeren